23 Kasım 2011 Çarşamba

Ah İkinci Yeni! (keşke yalnız bunun için sevseydim seni)

"kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"hızla geçen otobüslerin ardından benzeşmek...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"uzaklardaydın, oracıkta öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"kehanet adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"iki çay söylemiştik orda, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

Cemal Süraya

22 Kasım 2011 Salı

Hayat bir yorumdan ibarettir!

Edebi metinlerin, her okunuşta yeni anlamlar kazanmak gibi bir özelliği bulunur. Okuyucu, metinle beraber tüm hayatını ardına alır. Yazar ise, gerçek anlamları dışında kullandığı sözcüklerle düş gücüne katkıda bulunur.

Bağlama uygun olarak anlamı değişen sözcüklerle beraber yorumlama bize kalmıştır.Bir gün Victor Hugo, yazdığı bir şiiri yorumlamaları için öğrencilerine verir. Öğrencilerinden gelen yorumları okuyunca: "Bu yorumların hiçbirini kastetmemiştim." der. Şairin söylemediklerini ya da söylemek istemediklerini de yordar okuyucu.

Hayat da böyle. Hepimiz kendi yorumumuzu yaşıyoruz. Bazen bir şiir söylüyoruz. Bazen ise düz bir metni okuyoruz. Bazen dalgalanıp, bazen sessizliğe gömülüyoruz. Hayatımızdaki herkes için farklı bir anlamı ifade ediyoruz. Fakat biz bambaşka bir anlamı yaşıyoruz. Yaşadığımız anlamlardan bazen hoşnut, bazen mutsuz oluyoruz.

Kendi yaşamımla ilgili olarak net bir şekilde söyleyebilirim ki düz bir yolda herkesle beraberce yürümeyi sevmiyorum. Engebeli yolları severim gibi saçmasapan cümleler de kurmayacağım. Ama zikzaklar çizmenin sakıncası yok. Varılacak yer belli iken acele etmenin anlamı yok.

"Anlam" ve "mana" sözcüklerini eş sözcüklermiş gibi kullananları görüyorum. "Anlam" bizim söze yüklediklerimizdir.Çıkardığımız sonuçtur. Kişiden kişiye değişir.Çoktur. "Mana" ise tektir. Anlamlardan söz ederiz de manalar demeyiz. Ya da diyorsanız, yanılıyorsunuz. Ya da siz bilirsiniz. Şiir dizeleriyle düşünmeyi severim. Tüm ikna çabalarıma rağmen benim gibi düşünmeyen kişilerle karşılaştığımda aklıma Faruk Nafiz'in şu dizeleri gelir: "Arkadaş! Biz bu yolda türküler tuttururken/ Sana uğurlar olsun ayrılıyor yolumuz."  Yolların ayrılması iyidir. Kalabalık bir yolda yürümektense tenha ama güvenli yolları tercih ederim.

Az ama öz dostlukları tercih edenler beri gelsin! İmaj düşkünleri öte giderken, aynı olmaktan gocunmayan; ama sıradan da olmayanlar beri gelsin!

Sözlerimi Afili Filinta, Murat Uyurkulak'ın şu güzel satırlarıyla sonlandırıyorum:



"Edebiyatçının eseri kalır, okuyucu ise ölür… Okudukça zevkleriniz incelir, daha tuhaf, daha rafine kitaplara, yazarlara el atmaya başlarsınız, bu meşgale sırasında muhtemelen hayat gailesi bakımından dibe doğru kaymaktasınızdır. Okuduklarınızı,müstesna olduğunu düşündüğünüz satırları birilerine anlatmak istersiniz, zira şahsa mahsusun hazzı kısa sürer, ömrü uzun olan paylaşmaktır. Fakat ortalığı her zamanki gibi kaba saba kelimeler, düşük cümleler işgal etmiştir, o gürültüde kimse sizi duymaz. Okumak hem bir hayat başarısızlığının, ki unutmayın okumak mağlupların işidir, hem de derin bir yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır. Okuduğunuz onca kitabı, hayatınızı yatırdığınız o zorlu ve hassas meşgaleyi mezara götüreceğinizden korkmaya başlarsınız. Ve siz de bilirsiniz ki yalnız ölmek zordur, arkanızda mutlaka birkaç müttefik, birkaç şahit bırakmak istersiniz."

21 Kasım 2011 Pazartesi

Bi' Şarkı-Hoş Geldin


Türk edebiyatında, Servet-i Fünun dönemiyle beraber resim altına şiir yazma modası başlar. Parnasizm akımının etkisinde kalan şairler, karşılarına aldıkları (çoğu tabiat tasvirlerini içeren) tabloların altına şiir döşerler. Bu gerçekçiliğin şiire yansımasıdır bir nevi. Görüneni, var olanı üzerine hiçbir şey eklemeden olduğu gibi tasvir etme işine girişirler.

 Bu tasvir etme merakının en güzel örneklerini Tevfik Fikret verir. Onun "Yağmur" adlı şiirini okurken, siz bir pencerenin gerisinde İstanbul'u izlersiniz. Dizelerden sokak oluşur, yağmur önce hafif hafif, ardından hızla yağmaya başlar. Sokak boştur. Köşeden çıkan bir çocuk ıslanmamak için koşar adımlarla önünüzden geçer. Kuşlar saçak altlarına saklanmıştır. Bir köpeğin sesi duyulur. Şiir, öyle bir dünya kurmuştur ki hem sesler hem de görüntü mevcuttur. Okuyucu olarak yapmanız gereken tek şey sözlerden kurulu dünyayı tahayyül etmektir. Tahayyüllerinizin sınırları Tevfik Fikret tarafından kalın çizgilerle çevrilmiştir.

Bütün bunları niye yazdım? Resim altı şiir yazma geleneğinden, şarkı altı his yazmaya geleceğim de ondan. Şarkının bendeki etkileri hakkında birkaç söz söyleme ihtiyacı hissediyorum. Bu yıl tanıdığım sanatçılardan Birsen Tezer. Yaz boyunca "Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey" şarkısını dinledim. İnternette tek bir kaydı var. O da bir program sırasında çekilmiş. Fakat o kadar doğal ve içten ki, videoyu o haliyle defalarca izliyorsunuz. Sanırım doğru düzgün çekilmiş bir kaydından o denli etkilenmeyeceğim.

Bir Hüsnü Arkan albümünde, Birsen Tezer'in harika sesiyle renk kattığı "Hoş Geldin" şarkısının sözleri sağlam bir şiirin dizeleri gibi adeta. Şarkı sizi bir süreliğine yaşadığınız ortamdan uzaklaştırma başarısına sahip. Sevdiğim diğer şarkılarda olduğu gibi arka arkaya dinlediğimde büyüleniyorum. Çok kaptırmamak gerekiyor seslere. Sesler ki şiirin varoluşudur.

Hayatınıza son zamanlarda girmiş, yeni tanıştığınız kişilere keyifle söyleyebilirsiniz. Sizin için çok değerli hale gelmiş, herkese armağan edilebilir. Sağlam dostlukların kurulması için yılların geçmesine gerek olmadığını anlamamızı sağlar mı? Bilinmez. Gününüzü aydınlatan, görmediğiniz zamanlarda eksikliğini hissettiğiniz hayatınızdaki bir avuç insan için söylenebilir. Öte yandan mevcut şartları taşıyorsanız şarkının esas mahiyetini de düşünerek dinleyebilirsiniz. Çoğu zaman sözlerin önemi olmuyor zaten melodi sizi önüne katıp sürüklüyor.

20 Kasım 2011 Pazar

Güzel Adamlar- Onur Ünlü

En sevdiğim dizinin, en sevdiğim yönetmeni. Yönetmen koltuğuna geçtiğinde Onur Ünlü olarak anılan; lakin şiirlerinde Ah Muhsin Ünlü olarak tanıdığımız garip ama derin, ince ve keskin sözlerin sahibi şairim güzel adam.
Ah aşk!
Bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra
Dağıldığı
An.
                           (Gidiyorum Bu, sayfa:36.)

Bende bir kafa takıntısı var. Bazı insanların nasıl olup da böyle bir kafaya sahip olduklarını hep merak etmişimdir. Bu kafalar takip edilesi, peşinden gidilesidir. Güzel adamlar bu grupta yer alır. Onur Ünlü o dehalardan biri. Biraz deli olduğunu düşünüyorum. Hayata hangi pencereden ya da uçurumdan bakıyorsa oraya gitmek istiyorum.

Zaman zaman "Gidiyorum Bu" şiir kitabını elime alıp sesli okumalar gerçekleştiriyorum. Sesimin bu kötü haline bile yakışan, ayrıksı duran, içime işleyen bir yanı var. Ötenizde berinizde duranlar, kendinizden geçmiş o şevk anınızı anlamakta sıkıntı duyabiliyorlar.

Sel Yayınlarından çıkmış olan kitabın geçtiğimiz günlerde yeni bir baskısı yapıldı. Onur Ünlü yeni bir şiir kitabı çıkarmayacağını ve yazdığı yeni şiirleri, "Gidiyorum Bu"nun son baskısına ekleteceğini söylemişti bir röportajında. İşte bahsedilen o baskıda taze şiirler mevcut. Maalesef henüz edinmedim.

 Şairin en sevdiğim dizeleri aşağıya alıntıladığım dizelerdir. Mükemmeldir. Tutkuyla sevilir. Sık sık okunur.
İnanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın
Çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.
İpimden kurtulmuşum kaybediyorum.
Birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
Tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
Helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara
Memleket sana rağmen ket vururken yarama
Şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben
-Ve emir "kûn" diyor; doğuruluyorum-
'bu ülke'den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.
Ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum!
Çünkü bu,
Seni Seviyorumum içine nal salmak demektir.
Ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur.
Oysa seni sevmem toplumu meşru kılar
Ve gitmen beni dile indirger sevgilim...
                                                (Gidiyorum Bu, sayfa:61.)

Onur Ünlü, şu an kanser tedavisi görüyor. Bu nedenle Leyla ile Mecnun dizisini bir başka yönetmene devretti. "Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi" filmini çektiği sıralarda da başka bir yönetmene emanet etmişti diziyi. Yaz günlerine denk gelen o bölümlerde, onun bakış açısının yoksunluğunu fazlasıyla hissetmiştim. Şimdiki yönetmeni, emanet edilen önceki yönetmenden daha başarılı bulsam da en sevdiğim diziyi, onun perspektifinden izlemeyi isterdim. Böyle güzel adamlar hep aramızda olsun ve biz onlarla aynı çağı paylaştığımız için mutlu olalım. Yoksa yaşadığımız günler çekilir gibi değil.

19 Kasım 2011 Cumartesi

Yazmak Eylemi- Ferit Edgü


Ferit Edgü'nün "Yazmak Eylemi" şu an okuduğum kitap. Bir çırpıda bitecek gibi görünüyor. Kitabı edinme sürecim biraz zaman aldığından hesapladığımdan daha geç okumaya başladım. Bir gazetenin kitap ekinde hakkında çıkan bir yazı nedeniyle herkes kitabın peşine düşmüştü anlaşılan. Bu, gazetelerin kitap eklerinin yeterince etkili olduğunun bir göstergesi. Mecburi bir erteleme sonrasında bugün kitabı edinebildim. Aradaki zaman diliminde ise geçmişe dönüş yaparak Tezer Özlü'nün "Yaşamın Ucuna Yolculuk" adlı romanını yeniden okudum. Bu tekrar okuyuşun sarsıntılarını ayrıca yazmayı düşünüyorum.

Yazmak Eylemi bir öykü kitabı gibi nitelense de toplumsal-siyasal bir olay üzerine 101 farklı bakışın işlendiği üslup alıştırmalarından oluşuyor. Edebiyat öğretmenleri ya da kuramsal olarak edebiyatla ilgilenenler için mutlaka okunması gereken kitaplardan. Edebi bir haz almak amacındaysanız bu ihtiyacınızı gidermeyecektir. Fakat değişen özneyle bir olayın kaç farklı şekilde anlatılacağının iyi bir örneği.

Arka kapak yazısında şöyle tanımlanıyor Yazmak Eylemi: "Kendilerini 'devrimci' olarak tanımlayan örgüt üyelerinin bir eylemi sonucu 14 Şubat 1980 Perşembe günü, İstanbul'un birçok semtinde dükkânlar kepenk açmadı. Yazar, bu eylemi 101 değişik metinde dile getirerek bir yazmak eyleminde bulundu." Kitabın arka kapağında Sel Yayınları talihsiz bir yazım hatasına da yer veriyor ve tanıtım cümlelerini şu biçimde sonlandırıyor: "Yazmaz Eylemi, yazının sınırsız olanaklarını sunuyor okuyucuya." Bir yayınevi arka kapakta hem de kitabın isminde yanlışlık yapsın! İş değil.

Yazmak Eylemi, kısa metinlerden oluştuğu ve olay merkezli bir anlatım biçimine sahip olduğundan hızla okumak mümkün. Bir saat içinde kitabın dörtte üçünü okudum. Kitabı bulma çabalarıma şahit olmuş birkaç öğretmen arkadaşım merakla eser hakkındaki düşüncelerimi bekliyor. Onlara çok güzel haberler veremeyeceğim. Zira okuma serüvenimde bu eser sadece kuramsal bir yeri işgal ediyor. Elbette Ferit Edgü benim için "Bir Gemide" demek. Bu kitap ise edebiyatın sınırlarını ya da sınır   tanımazlığını gösteriyor. Öykü kahramanlarının özellikleriyle çeşitlenmiş, bulundukları mekan, geçmişleri, kişilikleri, kimlikleri, yaklaşımları ile tek bir olay üzerinden ne kadar başka başka anlatımların çıkarılabileceği aktarılıyor. Tekrar etmekte fayda var. Edebî bir metinden heyecan ve haz bekliyorsanız "Bir Gemide"yi okumalısınız. Edebî metinlerin biçemleri hakkında fikir sahibi olmak istiyorsanız "Yazmak Eylem"ini okuyunuz.

Metinleri kimi oldukça kısa, sizin için  ikisini örnek olması açısından aktarıyorum buraya.

NESNEL
Bugün, dükkânların hemen hemen tümü kapalıydı. Bir tedhiş grubunun eylemi sonucu olduğu söyleniyor. Dün, söz konusu örgütün militanları, dükkânlara tek tek uğrayıp, yarın (bugün) dükkânlarınızı açmayacaksınız, demişler. Tehdit etmişler.
Kapalı olan dükkânların sayısına bakılırsa, bu buyruğa büyük çapta uyulduğu anlaşılıyor.
Bu eylemin amacı, şu ana değin açıklanmamışsa da, bir güç belirtisi olarak değerlendirilebilir.
Dükkânlarını açan, tek tük esnaf, bu tehdidin dışında kalanlar mı, yoksa tehdide kulak asmayan kişiler mi?Doğrusu merak konusu.
EĞRETİLEME
Kaptansız bir gemideyiz. Hiç kimse nereye gideceğimizi bilmiyor. Amaçsızca gökboşluğunda kanat çırpan kuşlar gibi ordan oraya gidiyoruz. Ama çaldığımız tüm kapılar kapalı. vardığımız her yer, boyunumuzu aşan bir duvar. Deliksiz taş bir duvar. Ardında neler olup bitiyor, bilen yok.

(Ferit Edgü, Yazmak Eylemi, Sel Yayınları, İstanbul-2011, sayfa:27-33.)

Bi' Gece


Fikir beyan etmeye başladığımızda neden hep başkalarının cümlelerinden medet umarız? Kuracağımız cümlelerin yeterince güçlü olmaması mıdır bunun nedeni? Ya da az sözle çok şey anlatmayı başaranlardan yardım almak mıdır niyetimiz? Eğri büğrü, savruk, belki çolak cümlelerle bir duyguyu, bir düşünceyi açıklamaya çalışmaktansa alıntılamak en iyisi midir? Başkasının ipiyle indiğimiz o kuyuya fiyakalı bir iniş gerçekleştiririz de kuyudan çıkışımız o denli gösterişli olacak mıdır? Tecrübe edilmiş, sözcüklere dökülmüş, damıtımış olan varken neden uğraşalım mıdır?

Hele günümüzde aklımızdan geçeni google'a yazdığımız an karşımıza bir dolu dünya çıkıyor. Eğer başarılı bir bulucuysak anında ihtiyacımızı gideren cümleyi yakalıyoruz. "Üzgün"üm google, "sinir"liyim google, "yalnız"ım google... O da bizimle diyaloga geçmeye dünden razı. 'Şunu mu' demek istedin? 'Bunu mu' demek istedin? Şeklinde dönütler dahi alabiliyoruz, en sık ziyaret ettiğimiz arkadaşımızdan. Örneğin bu yazıya eklemek için bir resim aratacağım görsellerden ve bir tema yazmam yeterli olacak. Sayfalar dolusu resimden, fotoğraftan zevkime en uygununu seçeceğim.

Bütün bu satırları yazdıktan sonra şu cümle beliriyor aklımda: "Bu çağda yaşıyor olmak iyi bir şey mi?" Her şey bu kadar kolayken biz fazla mı tembel hale geldik? Aklımızı teslim ettiğimiz ve bizim yerimize düşünmesini istediğimiz bilgisayarlar sonrasında, bize özgülüğümüzü yitirdik mi?

Kuramadığımız cümleler, anlatamadığımız fikirler, savunamadığımız düşünceler, hepsi bunun kanıtı. Bize kalan tek şey duygularımız oluyor. Onları sonuna kadar yaşıyoruz da sıra ifade etmeye gelince yeniden klavyeye sarılıyoruz. Kaybettiğimiz özgünlüğümüzü en kısa sürede bulmalıyız.

Öyleyse ne yapıyoruz? Googleda "beni bul"u aratıyoruz.

Kalbini Ferah Tut

sana kinim vardır elbet senden başka kimim var
kimim kimsem yok değil kesilmedi zürriyetim
kesilmedi hiç nefesim koştumsa da ateşle
su olsun diye yazdım bana kimler sus desin
konuşan özneyim işte, isteyenin mezarına tüküren
kin kimi öldürürmüş belki yaşarız böylece
kahpenin dümeniyle yaşamanın seyrinde
namerde mert der miyiz ölsek onun yerine
beleş bir iş değil beni kendine düşman edişin
bu cüreti sevmişsin pahasını bilmeden
bilmemek bilmekten iyidir hani
kıymetin bilinsin diye seçtiğin
üstüme elbiseler biçtiğin kan ve terden
uymadı üzerime söküldü teyellerim
beni gördüğün kadardı gözlerin
gördüğün kadar değil dünya ve içindekiler
bu faslı ağırdan geçelim
sana ne verebilirim kinimden başka
ey kendini ele verdikçe acıkan yenilgi
ey doğruluğun eksik cümlesi
ey cümbür ey cemaat ey bir hatip cümlesinde
körler sağırlar meclisinde cümlenize ey
ey demeyi kes nereye gitsen bu belâya musallat
o korkunç pençesinde açlığın
harcı âlem bıraktığın kalbini merak edersen
götürüp Londra’nın ortasına bıraktım
ne bülbül ne çocukluk ne keder.
Zeynep Arkan